facebook Avrupa Rüyası | Blog

BLOG AVRUPA RÜYASI

Yazmaya başlamadan önce rüya gibi şehir Amsterdam’da gezmemizi ve daha başka birçok güzel yeri görmemizi sağlayan Avrupa Rüyası ekibine teşekkür etmek istiyorum. Onların sayesinde Dünya turu rüyalarımın bir kısmını (Avrupa’yı) tamamladım diyebilirim.

Amsterdam’a gelir gelmez beni en çok etkileyen şey bisikletler oldu. O kadar alışmışlar ki bisiklet kullanmaya, bizim piknikte pazarları filan spor olsun diye bindiğimiz alet burada bir ulaşım aracı adeta bir yaşam biçimi olmuş. İnsanlar her yere bisikletle gidiyorlar. Benim burada ilk görmek (belki de en çok görmek) istediğim yer Madame Tussuads Müzesiydi zaten hemen ilk olarak oraya gittim.

Madame Tussauds Müzesi
Avrupa rüyası turu sayesinde Amsterdam’dan önceki şehirlerde de bu müzenin şubeleri vardı ama ben illaki buraya göreceğim diye kendimi şartladığım için diğerlerini gezmedim. Dam Meydanı’nda bulunan bir alışveriş merkezinin en üst dört katındaki Madame Tussauds Müzesi’nde hepimizin de bildiği gibi uluslararası ünlü kişilerin, sanatçı, oyuncu ve politikacıların balmumu heykelleri var. Fakat ayrıca burada Hollanda tarihini canlandıran sergiler ve Hollanda’lı meşhurların da heykelleri bulunuyor. Ben burada sıkıcı müze gezmeleri gibi görmediğim için çok eğlendim. Neredeyse her heykelle ayrı bir fotoğrafım var.

Anne Frank Evi
Anne Frank, aslında yahudi küçük bir kız. Hitler döneminde Yahudiler aranırken bu küçük kız ailesi ile birlikte bu evde saklanmış. Ona verilen ajandaya da 2 yıl boyunca, günlük tutmuş, anılarını yazmış. Ancak birisi onları ihbar etmiş ve toplama kampına gönderilmişler. Aynı yıl babası hariç aildeki herkes ölmüş. Babası ise kızının günlüğünü kitap haline getirmiş. Şimdilerde bu kitabı yani “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” tüm dünyada kitapçılarda bulabilirsiniz. Ayrıca 1959 yılında filmi de çekilmiş. Anne Frank Müzesi’nde saklandıkları gizli odaları, günlüğünün orijinalini ve Nazi dönemindeki yahudi nefretini anlatan bir sergiyi görebilirsiniz.

Jordaan
İstanbul’da yaşıyorsanız Cihangir’i bilirsiniz. Burası da Amsterdam’ın cihangiri diyebiliriz. Burada çok fazla turist yok, o yüzden de kendinizi yerel birisi gibi hissedebileceğiniz bir bölge. Güzel kafelerde, çeşit çeşit sakallı bıyıklı (yani hipster) kişiler görmenizle beraber “Hah valla cihangirdeyim” diye düşüneceğiniz bir bölge. Azcık da entel takılalım derseniz bence gelin bi uğrayın, buradaki mekanlarda bişeyler için derim.

Amsterdam Müzesi
Kent merkezinde bulunan bu müze tahmin edebileceğimiz üzere Amsterdam tarihini anlatıyor. 1578’den beri yetimhane olarak kullanılmış bu bina. Ancak 18. yyda yenilenmiş ve 1976’da da Amsterdam Tarih Müzesi yapılmış. Çeşitli sanat eserlerinin yanı sıra moda, el sanatları gibi şeyler üzerine de süreli sergiler görebilirsiniz.

Yeldeğirmenleri Başlığı görünce sizin de aklınıza Don Kişot geldi mi? Her ne kadar o İspanyol bir şövalye olsa da burada yaşasa sıkıntı çekmez diyoruz Amsterdam için. Çünkü birbirinden güzel yel değirmenlerini görebiliyorsunuz etrafta. Amsterdam merkezinde bile sekiz tane var. Jordaan semtinin Ledenberchstraat Caddesi’nde bulunan De Otter yeldeğirmenini görmenizi tavsite ederim.

Dip Not: Bisiklet trafiğine
gerçekten dikkat edin. Çünkü aşırı alışmışlar ve fazla hızlı kullanıyorlar. Bu yüzden dikkatli olmazsanız eğer bisikletin size çarpma olasılığı var. Amsterdam gezimi maalesef “şimdilik” noktalıyorum ama eminim ki yeniden geleceğim. Hem daha gezecek çok yer var! Avrupa Rüyası otobüsüyle gezmelere devam. Henüz turumuzun yarısına bile gelmedik ama çok güzel yerler gördüm. Size de özellikle ucuz avrupa turu yapmak isteyenlere şiddetle Avrupa rüyası tavsiyemdir. Gelin, görün, gezin!

Sosyal Medyada Paylaşın

BLOG KATEGORİ