85 ülke, 220 şehir
gezisi gerçekleştirdik.

.jpg)

Sofya - Bulgaristan
Bulgaristan - Sofya'ya Alexandrer Nevsky Katedrali'ne güneş doğarken renk cümbüşüyle giriş yaptık.. Katedralin yapımına 1882’de başlanmış ve 1912’de son bulmuş. Osmanlı Rus Savaşı’nda Bulgaristan adına savaşan Rus askerlerin anısına inşa edilmiş. Adını Rus Prensi Alexander Nevsky’den alıyormuş.
Gezi notu:
Kubbeleri, renkleri, oymaları o kadar detaylı ve estetik ki bak bak doyamıyorsun. Bir de önünde uzanan kocaman caddeler olduğu için çok ferah bir alanda. Yapılar öyle şahane ki! Gezecek bir sürü şehir var diyorlar ama burası daha başlangıçsa devamını düşünemiyorum.. Katedral'in çevresindeki sokakları gezerken binaların savaş döneminden kaldığı belliydi. Binaların dışı çamaşır suyuyla yıkanası ama bu eskilik, kirlilik bir yaşanmışlık barındırıyor. Sokaklar muntazam, tertemiz, her yanda rengarenk çiçekler.. Genel olarak Bulgar insanlarının bizi sevmediği söylense de bizim karşımıza çıkan insanlar çok güleryüzlüydü.. Maalesef Sofya bizim için "Rüzgar Gibi Geçti"

Belgrad, Yugoslavya'nın başkenti çok önemli insanlar için, Sofya'dan sonra inanılmaz kirli ve yıkıntı bir şehir gibi geldi.. Üzücü bir yanı var şehrin :/ Binaların eskiliği, yolların sokakların eskiliği köhneliği.. Hüzünlü bir şehir olarak kaldı aklımda. Gece hayatı hakikaten çok renkli, insanlar, müzikler, her yerde dans edenler, her yerde ayrı bir canlı müzik.Kalemegdan Kalesi ve Parkı’nı gezdik. Parkın içinde askeri müze, hayvanat bahçesi, çocuk parkı birkaç yapı daha bulunuyor. Savaş zamanında askeri üs olarak kullanılıyormuş. Kaleyi ücretsiz gezebiliyorsunuz.Cumhuriyet Meydanı’nde bulunan Mihailo Obrenoviç (Kralmış kendisi) anıtı İtalyan heykeltıraş Enrico Pazzi’nin 1882 yılında yaptığı bir heykelmiş. Prens Mihailo bir at üstünde ve işaret parmağı ile İstanbul’u gösteriyormuş. Osmanlı’dan son şehirlerin alınması ile Türklerin İstanbul’a, ait oldukları yere geri dönmelerini işaret etmekteymiş.
Gezi Notu:
“Belgrad'da akşam konservelerimizi alarak bir öğrenci parkına gittik. Elimizde alkollerimiz de olduğu için sıkıntı yaşamamak adına genç bir gruba yaklaşarak sıkıntı olup olmayacağını sordum, cevap kapak gibiydi, dert etmeyin burası özgür bir ülke.. Her yerde wi-fi'ın çekmesi de cabası.Sırbistan çıkışında: Sınır kapısı geçmek kadar eğlenceli (!) bir şey yok. Ayrıca o kadar az yemek yiyoruz ki kesin kilo vermiş olarak döneceğim.”Daha Belgrad'dayken arabaların yayalara ne kadar saygılı olduğunu görmeye başladım. Caddenin ortasında durup piknik yapsak kimse kaldırmayacaktı!“Sırbistan sınırında görevliler bariz bir şekilde rüşvet istediler. Görevli kadın bariz bir şekilde nescafe lafı etti, cümleyi tam anlamadık ama yüzsüzce istedi yani.:))”Budapeşte - Macaristan ❤

Budapeşte 20 şehir arasında kalbimi bıraktığım şehir.Hala fotoğraflarını gördüğümde kalbim titriyor. Gezeceğimiz onca yer varken bunu söylediğimde pek ciddiye alınmadım ama 18. gün sonunda arkadaşlarım hapşırdığımda hala “Budapeşte’de yaşa!” diyorlardı. Gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel. Gece o ışıklandırmalarıyla beni benden aldı. Bot turundan döndüğümüzde gözlerim falan sulanmıştı. Nasıl bir hissiyat verdiyse.. Bir arkadaşım bu konuya reenkarnasyon bilgisiyle cevap verdi ve geçmişte belki savaş dönemlerinde orada yaşamış olabileceğimi ve bu yüzden aurama sinmiş bir Budapeşte hüznü ve özlemi olduğunu söyledi. Değişik tahmin :))

Parlamento Binası’nı sabah gördüğümüzde çok etkilememişti ancak 19:00’da başladığımız bot turu havanın kararmasıyla bambaşka bir hal aldı ve ışıklandırmalarıyla görmemizi sağladı. Hayran olmayacak bir insan tanımıyorum şu görüntüye baksanıza.. Parlamento Binası, ülkenin bağımsızlığının ve gücünün göstergesi olarak inşa edilmiş.

Gezi Notu:
“Macaristan girişinde Reşid Baba'nın Selimhan'a; -Sınır görevlisinin para isteyip istemediğini hissedeceksin, öyle sıkıştıracaksın parayı. Aşkını inkar edersen, bagajları indirin der.- deyişini unutmayacağım.” “Bugün ayın 5'i Pazar, dün gece Budapeşte'de konakladık. Otelimiz merkeze metroyla 3 duraktı. Öğlen otele giriş yaptık valizleri bırakıp, banyo yapıp, hazırlanıp çıktık. Tekne turumuzu yaptık.” “Budapeşte'de tekne turu için en iyi saat bilmeden katıldığımız 19.00. Şehri hem aydınlık hem karanlıkta görebildik. Bugün yola çıktık Viyana'ya geçiyoruz. Gece yarısına kadar orada kalıp sonrasında konaklamadan Prag'a geçeceğiz.” “Bu arada vitaminler önemli ben B12, C vitaminleri kullanıyorum düzenli olarak :)”

Viyana Avusturya
Tam bir sanat - kültür şehri. Dünyanın Müzik Başkenti olarak da bilinen Viyana bu sanatsal yönleriyle beni derinden etkiledi. “Open Piano” diye bir aktiviteye katıldık, ortada bir piyano, çalmak isteyenler sırayla çalıyor. Herkes yerlere oturmuş onları pür dikkat dinliyor. Bir çift ortada modern dans yapıyor. Daha sonra vals başlıyor. Yağmur başlıyor. Kimse hareket etmiyor sadece piyano üstüne tutmak için muşamba getiriliyor. Bu sahne karşısında o kadar etkilendim ki hala duygularımı açıklayamıyorum.Viyana’yı gezmek için ayrıca 4-5 gün ayırmak gerekiyor. Viyana’da özellikle St. Stephen Katedrali gördüğüm en başarılı yapılardan. Katedral eski kilisenin üzerine inşa edilmiş. Her zamanki gibi Gotik tarz hakim. Gece bu katedralin önünde bol bol gitar çalıp, şarkılar söyleyerek, dans ettik. Viyana’daki sanata duyulan saygı kafasına bir örnek de bu fotoğraf olsa gerek.
Gezi Notu:
“Viyana'da sarayların olduğu yerde Çeşme bulduğumuzdaki sevinci ve içtiğim suyun tadını, Prag'da otelden alıp otobüse kaçırdığım elmanın tadını hiç unutmayacağım. Elmayı Dresden'e giderken durduğumuz benzinlikte çimenlere yayılıp, güneşi üstünde hissederek yedim.. Prag havasından sonra güneş kemiklerimi ısınırken yaşadığım o rahatlama ”

Prag - Çek Cumhuriyeti
Prag’a gitmeyi çok istiyordum. O gotik havasını içime çekmek, Franz Kafka’nın Milenası, Astronomik Saat.. Bir daha gider miyim? Hayır. O kadar karanlık ve kasvetli bir şehir ki beni kurtarın diye ağlıyor resmen. Bu arada Prag’a gelmişken ne zamandır okumak istediğim Franz Kafka’nın Milena’ya Mektuplar kitabına başladım. Kitap aynı Prag gibi :))) Kıymetli cümleleri var ama kasvetli!
Burada en çok görmek istediğim astronomik saatti. 1410 yılında inşa edilmiş ve dünyadaki en eski çalışan saatmiş. Saat 12 saat dilimi ve burcu göstermekteymiş. Üzerinde astronomik bir çizim var ve bu çizim de merkezde dünya ve etrafında da Türkçe olarak doğu, batı, şafak vakti, alacakaranlık anlamına gelen Latince kelimeler varmış. Üzerinde bulunan üç halka dan ilki Çek zamanı, ikincisi Avrupa zamanı ve üçüncüsü Babil zamanını göstermekteymiş. Ayrııcaaaa; üzerindeki figürler de elinde ayna bulunduran kibir ve beğenmişliği, elinde altın kesesi bulunduran aç gözlülüğü ve faizciliği, iskelet ölümün gerçekliğini, mandolin çalan figür de bir Osmanlı figürü olup eğlenceyi sembolize ediyormuş. Aldığım bilgiler bu yönde. Saat halka açık bir meydanda, her saat başında çanlar çalarken, figürlerin 39 saniye kadar hareket etmesiyle insanları kendine çekiyor. Renkleri ve tasarımını çok seviyorum, tam gittiğimiz zamanda yağan yağmur, kalabalık, çanlar ve alkışlar cabası. ❤ Ayrıca bir efsaneye göre; 15. yüzyılda bir saat ustası olan Hanus tarafından yapılır. Saat yapıldıktan sonra herkes bu saate bayılır. Hanus’dan saati nasıl yaptığı öğrenilmeye çalışılsa da Hanus bunu bir sır olarak saklar ve kimseye söylemez. Ancak o dönemin şehir yönetimi bu güzel saatin sadece kendilerinde olduğundan emin olmak isterler. Bu nedenle de saati yapan Hanus’un bu saatten başka bir tane daha yapamasın diye gözlerini kör ederler. Gözleri kör edilen Hanus ise öç almak için saate zarar verir ve bu saat bir daha asla tamir edilemez. 16. Yüzyılda tamir etmeyi başarmış olsalar da saat tekrar bozulmaya başlar ve zamanı yanlış gösterir. En son 1865 yılında saat ciddi bir tamir bakımına sokulmuştur. Fakat 2. Dünya savaşında Almanlar tarafından saat tekrar ciddi darbeler almıştır.


Gezi Notu:
“Bugün Pazartesi galiba 4. günümüz. Tersimiz düzümüz döndüğünden dolayı arada saçmalıyoruz. Şuan Çek Cumhuriyeti sınırlarındayız. Mola verip kahvaltı yaptık, Prag'a doğru hareket edeceğiz. Prag mimarisini merak ediyorum, görmek istediğim spesifik birkaç yer var, onun dışında küçükmüş diyorlar. Dün geceki otobüs yolculuğumuz çok kötü geçti. Dışarıda yağmur, içeride bir ara uyandığımda kalorifer açıktı, çantalarımızla vs çok sıkıştık. Belim, boynum, özellikle de dizlerim çok ağrıdı. Avrupa'yla ilgili en büyük hayal kırıklığım WiFi. Hiçbir yerde yok, olan yerlerde de doğru düzgün bağlanamıyorsun. Bu konuda en iyi Sırbistan/Belgrad'dı. Nereye gitsek bağlıydık: Caddeler, parklar vs. Prag'ı hiç sevmedim. Mimarisi yine hayranlık uyandırıcı ama Avrupa'nın genelinde o kaotik yapılar yaygın zaten.. Havası çok dengesiz, evet genel olarak kaotik bir dengesizlik. Genelde kapalıymış zaten, yağmurlu iç karartıcı bir havası var. Kafka'nın bitmek bilmeyen depresyonunu anlamış oldum böylece :) Hızlıca şehri gezdik. Burada ünlü trdelnik tatlısını yedik, James Dean isimli bara gittik.”

Dresden - Berlin
Dresden aklımda yemyeşil doğa harikası bir şehir olarak kaldı. Bunun sebebi Zwinger Sarayı’nın ve bahçesinin ihtişamına kapılmam galiba.. O kadar büyüleyici, o kadar eski ve yaşanmışlık dolu bir ortamı var ki! Sarayı alıp yeşillere gömmüşler sanki.



Gezi notlarıma baktım da, Berlin’le ilgili hiç not almamışım. Hatta Berlin deyince aklıma şehrin isminden çok Black List dizisindeki Berlin kod isimli adam geliyor :) O derece sevmedim. Düzen, kural, disiplin iyi hoş da, ne bileyim soğuk şehir bana kalırsa. Brandenburg Kapısı zaten görülmeden geçilmiyor malum -şehrin en önemli sembolü. 1788 - 1791 yılları arasında inşa edilmiş ve soğuk savaş döneminde Doğu Almanya’da kalmış.



Amsterdam, Amsterdam..Çok acayip bir şehir burası. Hem çok eğlenceli, hem çok yorucu, hem çok kafa buldurucu :)) Geçen yıl Temmuz gibi gittiğimde buz gibiydi, o kadar hastalanmıştım ki devamında gittiğim Bremen çekilmez olmuştu. Bu yıl Eylül’de gittiğim halde hava o kadar sıcaktı ki şortlarla, gömleklerle gezdim inanılmaz keyif aldım. Hatta instagram hesabımda paylaştığım bu fotoğrafımın altına şu notu düşmüştüm: “Bu kalabalık şehrin nesini özlemişim bilmiyorum ama kanalları görünce içimden kelebekler uçuverdi. Şansımıza hava mis.” Bu arada geçen sefer geldiğimde denemiş olduğum mantar maceramdan sonra (önceki Amsterdam yazımda bulabilirsiniz.) bu sefer kek deneyelim dedim. Tabii mantar öyle bir mideye vuruyor ki, otobüs yolculuğunda gözüm yemedi. Keki alırken ağır olduğunu söylediler, biz de otele dönünce lobide yedik. Tadı brownimsi olduğundan löp löp gömdüm tabii. Neyse bekledik bekledik mideme dokunmadı -ki bu çok şaşırtıcı çünkü her şey mideme hemen etki eder. Biz de çıkıp uyumaya karar verdik. Bir arkadaşımızın midesine çok dokunmuş, bütün gece uğraşmış durmuş. Bende şöyle bir etki yarattı, bütün gece mışıl mışıl uyuduğum gibi ertesi gün otobüs yolculuğumda da bütün gün uyudum. Yani birileri sesleniyor duyuyorum, cama vuruyorlar duyuyorum ama sanki paralel evren göz kapaklarım kalkmıyor. Sonra bir şekilde ayıldım, bu yolculukta en derin uykumdu herhalde :))) Tabii bunlar yine RedLight gecesinde oldu. Sokaklar yine cıvıl cıvıldı ama birçok tabiri caizse “RedLight” kapanmıştı. Neden bilmiyorum, biz çok şaşırdık. Bu arada aklımızdan geçen bir şeyi anlatmak istiyorum. Kafalarımız tatlı tatlı dar sokaklarda gezerken, aklımıza bayanlar için RedLight modeli bir yerin olup olmadığı takıldı. Hatta üşenmedim Türkiye’den bir arkadaşımı aradım sordum :)) Sonra sokağın birinden geçerken evinin merdivenlerinde oturmuş bir kadına sormaya karar verdik. Kadın yirmi yıldır burada yaşıyormuş ama böyle bir şey duymamış, fikrimizi çok mantıklı bularak googleda hemen ufak çaplı bir araştırmaya bile girişti :)) Maalesef olmadığını öğrendik, kendisi de bu duruma çok üzüldü :))) İnsanların bu şehirdeki rahatlığı her zaman beni etkileyen bir şey olacak. Yani Türkiye’de şunun %1’ini birine sorsan taşa tutarlar, kadın gayet tiye alarak esprilerle cevapladı. Amsterdam’a gidince Kraliyet Sarayı, Dam Meydanı’nı görmeden gelmiyor kimse zaten. Kalabalık bir ortam işte :) Ben uzun zamandır Anne Frank’ın Evi’ne gitmek istiyordum, bu sefer denk geldi. Anne Frank Evi 2. Dünya Savaşı’nda Anne’nin ve ailesinin iki yıl boyunca saklandığı evin müzeye dönüştürülmüş hali. Aslında evde onlara dair pek bir şey kalmamış ama insan o duvarlara dokundukça, yaşam alanlarının karanlığını gördükçe bir garip hissediyor. Ev aslında eski bir tüccara aitmiş ve Amsterdam’daki Yahudileri toplatan Almanlardan kaçan Frank ve Van Pels aileleri 25 yıl boyunca buradaki gizli dairede saklanmış. Bu dairenin yani daha doğrusu odaların gizli garip girişleri var. Aileler sonunda ihanete uğrayarak yakalanmış, Anne Frank’de maalesef hastalıktan ölmüş. Anne’nin odasının duvarındaki resimleri gördükçe, burada kaldığı sürece günlüğüne yazdıklarını okudukça öyle duygulandık ki müzeden çıkarken şıpır şıpır damlayan gözlerimi silmek zorunda kaldım. Etkilenmemek ve onca insanın arasında bu kadar çaresiz hissetmek kolay değildi. Kitabı alıp okumadım ama en kısa sürede edinmek istiyorum. Bu arada girişindeki bilet kuyruğunu görmeniz lazımdı.. Madam Tussaud Balmumu Müzesi’ne de gittim bu sefer. Çok eğlenceliydi ya. Yol arkadaşım Merve ile birlikte öyle bir hızlı, hevesli girip çıktık ki hatırlayamıyorum bazı kısımları. O beni fotoğraflıyor, ben onu fotoğraflıyorum, hop diye bir heykelin önüne atlayıp birlikte çekiliyoruz falan. Wolverine hayallerimi süslüyordu maalesef yoktu :( Neyse biz de diğer fantastik karakterlerle idare ettik.


4780+ kez okundu.
Yeni turlar, özel fırsatlar ve ilham verici seyahat içerikleri için e-posta listemize katıl!
gezisi gerçekleştirdik.
gezgin ile Avrupa’yı keşfettik.
KM yol katettik.
4.8 değerlendirme
Avrupa Rüyası, herkesin Avrupa’yı keşfedebilmesi için ekonomik turlar sunar. Tüm rotalarımız, katılımcıların en uygun maliyetle en fazla deneyimi yaşaması hedefiyle hazırlanır. Tur ücretleri; toplam tur süresi, konaklama sayısı, gezilen şehirler ve sezona göre değişiklik gösterebilir. Kısacası, Avrupa Rüyası ile en uygun fiyatla Avrupa’yı gezmek mümkün!
Avrupa Rüyası ile ekonomik bir şekilde tek seferde birçok ülkeyi keşfedin! Ekstra tur ücreti yok, tüm geziler fiyata dahil. Profesyonel kokartlı rehberler, konforlu oteller ve benzersiz rotalar ile Avrupa’yı en keyifli şekilde yaşayın.
Tur sayfasındaki “Başvuru Yap” formunu doldurun ve seyahat sözleşmesini onaylayın. İlk taksiti ödediğinizde kaydınız tamamlanır ve Avrupa Rüyası’yla yolculuğunuz başlar!
Hayır, ödemezsiniz. Avrupa Rüyası’nda tek başına katıldığınızda 1000 Euro’ya varan single farkı uygulanmaz. Sizi, mesleğinize ve yaşınıza uygun bir katılımcı ile eşleştiririz; böylece ek ücret ödemeden konforlu bir şekilde seyahat edebilirsiniz.
Avrupa Rüyası turlarındaki tüm zaman planlamaları, uzman operasyon birimimiz tarafından önceden test edilip en verimli şekilde hazırlanmıştır. Her şehirde geçirilen süre; şehrin büyüklüğü, popülerliği ve görülmesi gereken yerlerin yoğunluğuna göre belirlenir. Böylece zamanınızı en iyi şekilde değerlendirir, her sabah yeni bir şehirde uyanmanın keyfini yaşarsınız.
Avrupa Rüyası turlarında her katılımcı 1 orta boy valiz ve 1 sırt çantası getirebilir. Otobüslerde bagaj alanı sınırlı olduğu için büyük boy valizler kabul edilmez. Uçaklı turlarda valiz kilo sınırı, tur öncesinde yol danışmanları tarafından paylaşılır. Tur öncesi size gönderilecek “Bilin İstedik” listesinde, valizinizde bulunması gereken eşyalar detaylı olarak yer alır. Gündüz otobüste ihtiyaç duyabileceğiniz eşyaları sırt çantanıza almayı unutmayın.
Evcil hayvanları bizler de çok seviyoruz… Ama Avrupa Rüyası turlarına kabul edemiyoruz. Turlarımız grup etkinliği olduğu için farklı hassasiyetlere sahip katılımcılar yer almaktadır. Alerji, sağlık durumu ve genel konfor gibi konuları göz önünde bulundurarak turlarımıza evcil hayvan kabul edemiyoruz. Tüm misafirlerimizin seyahat boyunca rahat ve güvenli bir deneyim yaşaması bizim için öncelik. Bu nedenle anlayışınıza sığınıyoruz.
Avrupa Rüyası turlarında ekstra tur ücreti alınmaz, bu nedenle harcamalar tamamen kişisel tercihlere bağlıdır. Yemek, alışveriş ve kişisel ihtiyaçlar için 1 haftalık turlarda ortalama 600–700 Euro, 10 günlük turlarda ise 1000 Euro civarı cep harçlığı yeterlidir. Tur öncesinde yol danışmanlarımız size, yanınıza almanız gerekenleri içeren “Bilin İstedik” listesini iletecektir. Yurtdışında nakit Euro veya uluslararası geçerli kredi kartlarıyla da harcama yapabilirsiniz.
Kesinlikle hayır! Avrupa Rüyası turları sıcak ve samimi bir aile ortamında gerçekleşir. Tek başına katılsanız bile kısa sürede yeni arkadaşlıklar kurar, birlikte keşfetmenin keyfini yaşarsınız. Ayrıca size yaşınıza ve profilinize uygun bir oda ve koltuk arkadaşı eşleştirilir. Yani bu yolculukta asla yalnız kalmazsınız!
Hayır, gerekmiyor. Avrupa Rüyası turlarında yabancı dil bilme şartı yoktur. Tur boyunca yabancı dil bilen profesyonel kokartlı rehberlerimiz size her şehirde eşlik eder ve ihtiyaç duyduğunuzda yardımcı olur. Günlük ifadeleri bilmeniz gezinizde kolaylık sağlar, ancak bilmeseniz de hiç sorun değil rehberlerimiz her adımda yanınızda!
Avrupa Rüyası turlarında şehirleri profesyonel kokartlı rehberlerimizle gezersiniz. Her şehre varmadan önce otobüste bilgilendirme yapılır, ardından rehber eşliğinde şehir turu gerçekleştirilir. Tarihi yerleri gezer, rehberimizden öneriler alır ve sonrasında verilen serbest zamanda şehri kendi temponuzda deneyimleyebilirsiniz.
Hayır, ödemezsiniz. Avrupa Rüyası, “tüm ekstra turlar dahil” anlayışıyla hareket eder ve sizden hiçbir ekstra tur ücreti talep etmez. Turlarımızdaki tüm ekstra geziler katılımcılarımıza hediye olarak dahildir.
Güvenli, 3D destekli online ödeme sistemi
Bütçene uygun ödeme planı ile hayalindeki tura çık.
Seyahat öncesi ve sırasında bize dilediğiniz an ulaşabilirsiniz.
Vize süreci, valiz listesi, önemli ipuçları ve daha fazlası.
Bugüne kadar 19.000'den fazla gezginle Avrupa'yı keşfettik.
Planlar değişebilir, biz daima buradayız.